kopf

türk deut

eskicinar.sokak ŞAHKULU YÖRÜK ÇIKMAZI - Roman

“Bak, ben işin bu yanını aklıma getirmemiştim… Kuklacı, elbette kuklanın uysalını tercih edecektir. Kendi başına buyruk kukla, kuklalık yapamaz ki… Çapaklı, budaklı kütükten kukla olmaz... Ihlamurun ağacı da uysaldır, çiçeği de… İçimi yumuşak ve midevîdir… Sakinleştirir, hatta uyutur…”

“Kuklaların ya da kuklalık yapması için yontulan figürlerin iyi huylu, itaatkâr bir malzemeden yapılıyor olması herkes için güvenli demek ki…”

eskicinar.sokak GERİ DÖNÜŞ(SÜZ)! - Roman Üçlemesi

“Savaşların neden olduğu kaosun insanlar üzerinde yarattığı en yaygın etkinin 'yabancılaşma' diye adlandırılan ruhsal çöküntü olduğunu söyleyebiliriz. Değerlerin hiçe sayıldığı savaş günlerinde ya da hemen sonrasında ortaya çıkan bazı belirtilerin, insanların farkına bile varamadan içine düştükleri 'yabancılaşma' girdabının sonuçları olduğunu saptamak hiç de zor değildir.”

“Yabancılaşma'nın yalnızca savaşın bir yan ürünü olmadığını belirtelim. 'Yabancılaşma' modern zamanların ortaya çıkardığı bir ruh hali de olabilir. Savaş ortamı bireyin bunalıma girmesini hızlandırır ve sonuçları itibariyle daha çarpıcı ve derin krizleri açığa çıkarır.”

eskicinar.sokak TİNNİTUS - Roman

“Slovenya'nın önemli merkezlerinden biri sayılan Nova Gorica şehri yıl boyunca sessiz, sakin bir hayat sürer. Genellikle kayda değer bir olay olmaz. ”

“Haziran ayı geldiğinde iş değişir. Festival heyecanı başlar. Her ne kadar burada kimse dünyadaki tüm kötülerin -bir gece için bile olsa- Triglav Dağı'na gelip, orayı teslim aldığına inanmasa da, onların kovulmasını rastlantıya bırakmak istemez. Böylece sabaha kadar daüın yamaçlarında nöbet tutar. İnanmadıklarını söyledikleri bu masalın aslında iç dünyalarında özel bir yeri vardır. ”

eskicinar.sokak ÇANTALI - Roman

“Anlayacağın bizim çanta Berlin'de de işe yarıyor. İstanbul'dan farklı olarak burada kimse bana "Çantalı Sarkis Usta" demiyor. Çantam pek dikkat çekmiyor, çünkü burada çanta taşımak çok alışılmış bir şey. Neredeyse herkes çanta taşıyor. ”

“İstanbul'da bırak esnafı, zanaatkârı... Öğrenciler bile çanta taşımıyor. Kalem, defter... Ara da bulasın... Böyle olunca benim çantayla sağa sola gitmem dikkat çekiyordu. Kim olduğumdan, ne yaptığımdan çok, neden çanta taşıdığım merak ediliyordu. Ne işe yarardı çanta? Ceketin, pantolonun cepleri neyine yetmiyordu ki... İstanbul'da dikkati çeken çantamdı, adım da "Çantali" idi. Sarkis'in ne olduğu, kim olduğu pek önemli değildi. Berlin'de birdenbire "Herr Sarkis" olmuştum.”

Necip Bey Necip Bey - Roman

Roman, bir ailenin yaşanmışlıklarla dolu hikâyesi olduğunu ilk satırlardan, hatta başlığından ortaya koyuyor. Türk aile yapısında benzerlerine rastlanır bir otoriter baba, sevgisiz bir ortamda büyümek zorunda kalan çocuklar, geri planda kalan anne…

Anlatıcımız Hulusi Müderrisoğlu… Bir de kardeşi var, Ahmet… Babaları Necip Bey’in otoritesinin gölgesinde geçen bir çocuklukta kendi yollarını bulmaya çalışıyorlar… Tüm hayatı etkileyebilecek potansiyeldeki kararların hepsi Necip Bey’in inisiyatifinde. “Çocuğum sen ne istersin?” gibi bir cümlenin esamesi okunmuyor. Hulusi büyüdükçe babasının niye bu denli ketum olduğunun cevabını bulmaya çalışıyor. Araştırıp sordukça ortaya çıkanlar ise okuru şoke edecek cinsten…

İkinci Durakİkinci Durak - Roman -

Yaşamın içinden hızla gelip geçen ınsanın, bir an için durup geriye baktığı yerdir İkinci Durak.

Düzenin hem isbirlikçisini, hem de muhalifini öğütüp attığı yerdir İkinci Durak.

Kalabalıklar içinde bir yalnızlık, yoğunluk sonrası bir geri çekilme, ya da beyhude çabaların sergilendiği bir yer olabilir ikinci Durak.

Ancak biliriz ki, “son durak” tan bir öncekidir İkinci Durak ve buradaki suskunluğun nedeni de, işte bunun farkına varılmasıdır.

ŞeyŞey - Anlatı -

N’aber, len..”şeyden” mi geliyon...Yoo, ne işim var ulan
“şeyde”...Ben “şey” sandım da... Ne?
Yahu, hani geçen gün “şeylerle” beraber, bir yere gittiydiniz
ya: onu sandım... Oğlum, her günü papaz “şey” yer mi? Bıkar be... Haklısın... Hadi bana eyvallah, sonra görüşürüz.

Kırk Küpün AltındakiKırk Küpün Altındaki - Novella -

Gerçek göründüğü gibi değildir. Ya da öyledir ama ancak bildiklerimizi bir yana bırakıp taptaze bir bakışla baktığımızda öyledir. Yaşamdan, dört bir kolundan sunduğu esini aldığımızda.. işte o zaman görüveririz kırk küpün altındakini. Görür ve sorunuzun doğru yanıtını devşiririz.

Orhan Aydın, bizlere iyi bir değirmenin unu kadar ince elenmiş bir öykü anlatıyor.

Çatalkazik yazilariÇatalkazik yazıları - Deneme -

Herkes şarkı söyleyebilir. ancak besteyi ve güfteyi hatasız okuduğu halde kendisine şarkıcı diyeceğimiz bir sürü zanaatkar vardir. Eksik olan nedir? "Blues tınısı" diye tanimlayabileceğimiz: duygu, heyecan, içtenlik vs.....

Bence, "blues´ù olmayan" şarkı da söylemesin. Böylesini dinlemeye artik ne sabrımız, ne de zamanımız kaldı

AvludakilerAvludakiler - Novella -

Bir yetişkine serüven gibi gelmeyen sıradan olaylar bir çocuğa unutulmayacak anlar yaşatabilir. Hele de meslek seçimi, calıştığı işyerinde devrim niteliğinde bir buluşa tanıklık ve paydaşlık edecek bir başlangıç ise.

Hayat bize dünyalar eşliğinde sunulmaktadır ve bir değirmende de iki farklı Dünya mevcuttur: biri değirmenin içinde, diğeri dışında, İçeride ilk bakışta salt üretimin sorunları ve işleyişi ile ilgileniyormuş gibi görünen ama aslında yaşanılanılanı dert edinen ve bununla tavlanip gelişen işçilerin ve ustabaşların dünyası. Dışarıda bunlarla ilgilenmeyen ama değirmenin bir parçası olan avludakiler. Bu iki dünyada konuşulan konular, sorunlar, kaygılar bambaşkadır.

eskicinar.sokakEskicinar Sokak - Anlatılar -

Değirmenci rutubet kokusunu, küf kokusunu, yanmakta olan kablo kokusunun anında algılayabilmek için, beynindeki bu hattı sürekli açık tutar.

Işte, inceliği/kabalığı, güzel ve pis kokuyu, küflenmiş/ekşimişi, tazeyi/bayatı, alevi/koru, koruyu,nemliyi, esintyi/fırtınayı hissederek yaşamayı öğrenmek, değirmencilik zanaatının en belli başlı özelliğidir. Onun için, „Anlatılanlar, değirmencinin yaşama sol eliyle dokunuşudur“ diyebiliyorum